1. Seni hakem tayin etmedikçe iman etmiş olmazlar.

Hadis İnkârcılığı, Sünnet düşmanlığı, Müslümanları tehdit eden sinsi bir yapılanma, sloganları Kur’an bize yeter. Amaçları sünnetsiz bir İslam, peygambersiz bir din

izledikleri yol ise, peygamber efendimiz (s.a.v.)’i itibarsızlaştırmaya çalışmak, hadisler etrafında şüpheler oluşturmak, Allah Rasûlü (s.a.v.)’e postacı diyecek kadar alçalmak, Mucizeleri inkâr etmek, Sahabe i kirama hakaret, Allah Rasûlü’nün masumiyetini inkâr edip Ona itaat şart değildir diyen karanlık bir zihniyet…

Bu eserde Kur’an bize yeter diyerek Peygambersiz bir İslâm oluşturma gayretine giren karanlık bir zihniyetin gerçek yüzlerini göstererek bu kimselerin Kur’an’dan ne kadar uzak olduğunu yine Kur’an ayetleriyle göstereceğiz.

Hadis inkârcıları: “Biz Kur’an’a uyarız. Kur’an bize yeter.”  diyorlar.

Bu onların sloganıdır. Gayet masum gibi görünen bu slogan altında asıl maksatları Peygamber efendimizin hadis-i şeriflerini reddedip sonra Kur’an’ın ayetlerini kendi hevalarına göre yorumlamak ve böylelikle dini tahrip etmek vardır. Yani düşünün Kur’an’ın kendisine indiği zat olan Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir ayet hakkında konuşamayacak ama bu kimseler dilediği gibi konuşacaklar. Peki, sonuç ne olacak. Hep beraber izleyelim.

  • Kur’an bize yeter Peygamber ta 1400 sene önce yaşamış gitmiş. Biz Kur’an’a uyarız.
  • Buhari’nin yavelerine itibar etmeyiz bize Kur’an yeter
  • Peygamberin sözleri bizi bağlamaz bizi Kur’an bağlar
  • Peygamber tebliğcidir. Bir şeyi açıklama yetkisi yok bize Kur’an yeter.
  • Resule itaat şirktir biz ancak Allaha itaat ederiz.

İşte Kur’an bize yeter diyenlerin yaptıkları tahribat. Peygambersiz bir din.

Kur’an bu kimselere yeterse, bunlar şu ayeti, ya hiç okumadı ya da bu fikri telkin edenler, bu ayeti bunlara hiç anlatmadı. Madem bu kimseler Kur’an’a uyuyor, o halde Nisa suresi 65. ayetin emrine de uymalılar. Bu ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

Hayır! Rabbine yemin olsun ki onlar aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe, sonra senin verdiğin hükümden dolayı gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymadıkça ve tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”

Ayeti kerimede;  Hayır! Rabbine yemin olsun ki onlar iman etmiş olmazlar ifadesiyle, mümin olduğunu iddia eden kişinin, bir işi yapmadıkça imanının tamam olmayacağı beyan buyrulmuş. Ve bundan sonra, imanın şartı olarak üç şey zikredilmiştir.

Birincisi:  Aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe! İmanımızın kabulünün birinci şartı budur. Aramızda çekiştiğimiz bir meselede Peygamber Efendimiz (a.s.m)’ı hakem tayin edeceğiz. Bu ifadeden anlıyoruz ki, aramızda çekiştiğimiz mesele Kur’an’da açıkça beyan edilmemiştir. Zira açıkça beyan edilseydi, aramızda bir çekişme olmazdı. O halde eğer biz mümin isek ve imanımız varsa; Kur’an’da açıkça hükmü beyan edilmeyen ve aramızda tartışma konusu olan şeylerde, kafamıza göre hükmetmeyip, Peygamber Efendimiz (a.s.m)’i hakem tayin edeceğiz. Peygamber Efendimiz (a.s.m)’i hakem tayin etmek, meseleyi Efendimizin hadislerine ve sünnetine götürmektir. Demek bir kimse, çekiştiği meseleyi Peygamberimizin sünnetine götürmüyorsa, Kur’an’ın ifadesiyle, o iman etmemiştir.

İmanın ikinci şartı, ayetin devamında beyan edilir: Sonra senin verdiğin hükümden dolayı gönüllerinde hiçbir sıkıntı duymadıkça… Demek, sadece meseleyi Peygamberimiz (a.s.m)’e götürmek yeterli değildir. Ayrıca, Efendimizin hükmünü kabul etmek gerekir. Öyle bir kabul lazımdır ki, gönülde en küçük bir sıkıntı olmayacak. Yani kişi, “Bu mesele keşke şöyle olsaydı, böyle olsaydı.” gibi düşünmeyecek. Peygamberimiz (a.s.m)’in o meseledeki hükmünü öğrenir öğrenmez, “İşittik ve itaat ettik.” diyecek. Eğer bunu diyemiyorsa, gönlünde sıkıntılar varsa, bu hâl ispat eder ki, onun imanı tamam olmamış ve kemale ermemiştir. Ayette zikredilen imanın üçüncü şartı da  tam bir teslimiyetle teslim olmaktır. İşte bunları yapabiliyorsak, iman etmişiz demektir. Yok, bunları yapamıyorsak, imanımız geçerli değildir.

Kur’an bize yeter diyerek hadisleri inkâr edenler sanki bu ayet hiç nazil olmamış gibi hareket etmekte ve ümmetin kabul ettiği şefaat”, “tevessül” ve “kabir hayatı” gibi birçok meselede ihtilafa düşmektedirler. Yapmaları gereken, şey ise Nisa suresi 65. ayetin emriyle amel etmek ve meseleleri Peygamberimiz (a.s.m)’e götürmektir. Ve Peygamberimizin hükmüne razı olup teslim olmaktır.

Bu kimselere“Gelin, meselelerimizi Peygamberimize, yani Onun sünnetine ve hadislerine götürelim.” Denildiğinde ise: “Yok, biz Peygamberimize götürmeyiz, onu hakem kabul etmeyiz ve hadislerine itibar etmeyiz.” demektedirler. Çünkü onlarda bilmektedir ki o mesele Peygamber efendimize arz edildiğinde yalanları ortaya çıkacaktır. Kur’an bize yeter deyip Kur’an ile amel etmeyen bu kimseler “tartıştığınız meseleleri Resule götürün, onun sözlerini ve hadislerini aranızda hakem yapın ”emrine rağmen bırakın Peygamberimize götürmeyi Peygambere söz hakkı bile vermeden onun sözlerini itibarsızlaştırma gayretine soyunmaktadırlar. Dilleri ile Kur’an bize yeter derken halleriyle kendilerini yalanlamaktadırlar. Nerde kaldı Peygamberimizin hükmünü kabul etmek ve tam bir teslimiyetle teslim olmak!

Yine bunlardan bir kısmı ayetin manasını da değiştirmeye cüret etmektedir. Ayet seni hakem tayin etmedikçe demesine rağmen bu kimseler Kur’an’ı hakem tayin etmedikçe demektedir. Hâşâ sanki Allah, Kur’an’ı hakem yapın demeyi bilmiyordu da bu kimseler bunu keşfetti.  Allah sözün en güzelini söyler, söylenme ihtiyacı olmayan bir şeyi söylemez. Daha iyi bir şekilde söylenebilirdi diye bir şey düşünülemez. Zira sözü söyleyen Allah’tır. Şimdi, haddini aşarak seni hakem tayin etmedikçe ayetine ısrarla Kur’an’ı hakem tayin etmedikçe diyenler hâşâ Allah’a söz söylemeyi mi öğretmektedirler?

(Visited 740 times, 1 visits today)

İlgili Videolar

Yorumlar (1)

Bu video için yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.