Soru 1- İmam- ı Âzam hazretlerinin tevessül hakkındaki sözleri

A- Sohbetimizin bu bölümüne kadar, tevessülü hem ayet-i kerimelerle, hem hadis-i şeriflerle, hem Sahabe uygulamalarıyla, hem de âlimlerinin bu konudaki ittifakını beyanla ispat ettik. Eserin bundan sonraki kısmında, tevessülü inkâr edenlerin sözde delillerine cevap vereceğiz.

B- Çok iyi olur zira benim aklımda bir soru var dilersen ilkönce onu sorayım

A- Tabiki seni dinliyorum.

B- Onlar diyorlar ki: İmam Azam hazretleri tevessülü mekruh görmüştür. Yine İmam Alusi hazretleri de tevessülü caiz görmemiştir. Bu iki büyük İmamın tevessülü caiz görmemesi, tevessülün caiz olmaması için kâfi bir delildir… onlar böyle diyorlar.

A- Evet onlara göre hem İmam-ı Azam hazretleri hem de İmam Alusi hazretleri tevessülü çirkin görmüş. Onların bu sözlerine cevap verdiğimizde, onların hakikatleri gizledikleri ve delil göstermedeki acizlikleri ayan-beyan ortaya çıkacaktır. Çünkü mesele, hiç de onların dediği gibi değildir. Dilersen önce meseleyi izah edelim, sonra konuyu nasıl çarpıttıkları üzerinde konuşalım.

B- Olur seni dinliyorum.

A- Önce İmam-ı Azam hazretlerinin böyle bir sözü var mıdır, ona bakalım. Evet, İmam-ı Azam hazretleri şöyle der: “Dua eden kimsenin, ‘filanın hakkı için veya nebilerin ve resullerin hakkı için veya Beytü-l Haram’ın ve Meş’ari-l Haram’ın hakkı için senden istiyorum.’ demesi mekruhtur..” Demek İmamı Azam hazretleri, “hakkı için” denilerek yapılan duayı mekruh görmüştür.

B- İyi ama bunun sebebi nedir? Niçin “hakkı için” denilerek yapılan duayı mekruh kabul etmiştir…

A- Bunun sebebi, İmam Azam hazretlerinin Mutezileyi reddetme niyetidir. Zira Mutezileye göre, bir kişinin yaptığı hayırlı bir işten dolayı, Allah’ın o kişiye sevap vermesi vaciptir. Mutezile, mükâfat vermeyi Allah’a vacip görür. İşte İmam Azam hazretleri, Mutezilenin bu görüşüne reddiye olarak, “hakkı için” denilmesini mekruh görmüştür. Zira hiç bir mahlûkun Allah üzerinde bir hakkı yoktur… Ama İmamı Azam hazretlerine göre, “hürmetine veya hatırına” denilerek istemek caizdir. Yine “hakkı için” derken, “hürmetine” manası kastediliyorsa, bu da caizdir.

B- Demek İmam-ı Azam hazretleri tevessülü reddetmiyor, sadece Mutezilenin, “İyiliğe karşı Allah’ın mükâfat vermesi vaciptir” sözüne reddiye olarak, Allah’a hiçbir şey vacip değildir, hiç bir varlığın Allah üzerinde bir hakkı olamaz diyor.

A- Aynen öyle ve Mutezilenin bu yanlış görüşünü vehmettirebilir zannıyla, tevessülde “hakkı için” demeyin, “hürmetine” deyin diyor. Ve yine diyor ki, ameller niyete göredir, eğer “hakkı için” derken, “hürmetine” manasını kastediyorsanız, bu da caizdir…

B- Elhamdülillah çok ince bir noktayı yakalamış. İmam-ı Azam hazretlerine hayranlığım bir kat daha arttı.

A- Hem yaptığımız bu izahın aynısını Hanefi âlimlerinden Aliyyü-l Kari hazretleri yapar ve “Fethu’l babi’l inaye” isimli eserinde şöyle der: “İmam-ı Azam’ın ‘hakkı için’ sözüne mekruh demesi, “hak” sözüne vaciplik ve mecburiyet manası yüklendiği takdirdedir. Zira vaciplik ve mecburiyet manasında, hiç kimsenin Allah üzerinde bir hakkı yoktur. Eğer “hakkı için” sözü, “hürmet” manasında olursa bunu kullanmak caizdir.” (Fethu’l babi’l inaye, II, 30)

Aliyyü-l Kari hazretleri böyle derken, aynı izahı İbni Abidin hazretleri de yapmıştır. Hanefi uleması, İmam-ı Azam’ın sözünü bu şekilde izah etmişlerdir. Bir Hanefi’ye düşen, mezhep imamının sözünü, Hanefi mezhebin âlimlerinin izah ettiği şekilde anlamaktır, yoksa mezhepsizlerin izah ettiği gibi anlamak değildir…

B- Haklısın. Onlar bu sözü anlamak istediği gibi anlıyorlar.

A- Sözün özü, İmam-ı Azam hazretleri tevessülü değil; mecburiyet manasına atfedilen “hakkı için” sözünü kerih görmüştür. “Hatırı ve hürmeti” kastıyla yapılan duayı, ya da “hakkı için” derken, hürmetin kastedildiği duayı caiz görmüştür…

Şimdi gördün mü, bu mezhepsizler sözleri nasıl çarpıtıyor, âlimlere nasıl iftira ediyor ve hakikatlerin üzerini nasıl örtüyor…

B- Valla öyle eğer yaptığınız bu izahı bilmiyorsak, onların iftira olan sözlerini doğru kabul eder ve: “Vay be İmam-ı Azam da tevessüle caiz değil demiş” deriz.

A- Hâlbuki gördüğün gibi, İmam-ı Azam hazretleri başka bir şeyden bahsediyor ve Mutezileye reddiye yapıyor… Bu izahla iki şey öğrenmiş olmalıyız. 1- İmam-ı Azam hazretlerinin tevessülü caiz gördüğünü 2- Bu mezhepsizlerin, sözlerini ispatlayabilmek için her türlü yalanı söyleyebileceğini… Bu 2. maddeyi de iyi kavrayalım ki, onların her sözüne itimat etmeyelim.

B- Sonuna kadar katılıyorum.

A- Şimdi de İmam Alusi hazretlerinin tevessülü kabul etmediği sözlerine geçelim. İmam Alusi hazretleri, Ruhu’l Beyan isimli eserinde, Peygamber Efendimizin zatı ve makamı ile tevessül edilebileceğini beyan ediyor. (Alusi, Ruhul Beyan, VI, 128) Yine aynı eserde, Allah katında üstün bir yeri olduğu kesin bilinen kimse ile de tevessül edilebileceğini söylüyor. Yani İmam Alusi’ye göre, “dostlarının hatırına” denilebilir, ancak “dostun Ahmed efendi hatırına” denilemez. Çünkü Ahmed efendinin Allah katında rütbesi var mı yok mu bilinmiyor. Bu yüzden onunla tevessül Allah’a karşı bir cürettir…” İmam Alusi böyle diyor.

B-  Yani İmam Alusi hazretleri tevessülü inkâr etmiyor, Allah katında makamı belli olmayan kişiyle tevessülü reddediyor.

A- Evet. İmam Alusi’ye şöyle cevap verilebilir: “Burada hüsnü zan asıldır. Müminin cenaze namazında mümine şahitlik etmesi de bu hüsnü zanna binaendir. En fazla, olsa olsa kişi yanılmış olur, yanılmış olsa da bir zarar yoktur ve endişe yersizdir…”

Gördüğün gibi, İmam Alusi hazretleri tevessülü reddetmiyor, Allah katında makamı belli olmayan kişiyle tevessülü reddediyor.

B- Bunun da cevabını verdik…

A- Yine İmam Alusi hazretleri, Ruhu’l  Beyan isimli eserinde şöyle demektedir: “Allah-u Teala bazen dostlarından dilediklerine, ölmeden önce olduğu gibi öldükten sonra da dilediği kerameti verir. Allah-u Teâla hastayı iyileştirir, boğulmakta olanı kurtarır, düşmana karşı yardım eder, yağmuru yağdırır ve bunu o kula keramet olarak verir.” (Ruhu’l Meani, VI 128)

İşte İmam Alusi hazretleri böyle diyor. Hani İmam Alusi tevessülü inkâr ediyordu…

B- Bu yaptığımız nakiller, hazretin kendi eserinden yapıldı değil mi? Ne dediği ayan beyan bellidir…

A- Evet kendi eseri olan Ruhu’l Meani den nakil yapıyorum. Eğer İmam Alusi hazretlerinin tevessülü reddettiğine dair bir sözü varsa, muhtemelen bunun manası; Allah hatıra getirilmeksizin ve yapılan yardımın Allah’tan değil de, kuldan bilindiği tevessüldür.

B- Zaten böyle bir tevessül, diğer âlimlere göre de caiz değildir.

A- Bu bahsi, bir sonraki bölümde detaylı bir şekilde işleyeceğiz. Bu yüzden bu bahsi burada açmıyoruz. Sözün özü, ne İmam-ı Azam, ne İmam Alusi ve ne de İbni Teymiye’ye kadar 7 asır boyunca hiçbir âlim tevessülü reddetmemiş ve caizliği konusunda en ufak bir tereddüt oluşmamıştır. Selefin hiçbir kitabında, tevessülün caiz olmadığına dair bir beyan bulamazsınız… Dilerseniz, 1. sorunun cevabına burada noktayı koyalım ve şimdi tevessülü reddedenlerin 2. deliline geçelim.

(Visited 137 times, 1 visits today)

İlgili Videolar

Bu video için yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.