Video Metni:
Ey insan! Bir an düşün! Etrafına bak! Varlıkların her birinin kendi içinde bir sistemi var: Her varlık, her atom, her hücre, her yıldız, kendi başına başıboş değil. Her biri, kendi sistemine ve o sistemin de bağlı olduğu büyük kâinat düzenine uygun davranıyor. Tıpkı bir makinenin içindeki çarklar gibi. Bu küçük sistemler, sadece kendilerine hizmet etmiyorlar. Hepsi, daha büyük bir sistemin parçası olarak çalışıyorlar. Şimdi kâinatta bir yolculuğa çıkalım. En küçükten başlayalım, en büyüğe doğru ilerleyelim. Ve bakalım: Bu muazzam düzen bize neyi gösteriyor?
Her şey atomlarla başlar. Atomlar, gözle görünmeyecek kadar küçüktür. Ama içlerinde müthiş bir nizam saklıdır: Çekirdekte protonlar ve nötronlar, Etrafında düzenli bir şekilde dönen elektronlar… Bunlar tesadüfen mi döner? Hayır! Sıkı kurallara bağlıdırlar. Her atom bir küçük kâinat gibidir.
Sonra atomlar bir araya gelir, molekülleri oluşturur. Su molekülü, proteinler, DNA zincirleri… Atomlar bir araya gelirken rastgele birleşmezler. Onlar bir nizamla, bir yasa ile, bir kudretin hükmüyle hareket ederler. Elektronlar rastgele sıçramaz; protonlar keyfine göre bağ kurmaz. Atomlar birbirlerini tanımamalarına rağmen, her defasında doğru molekülü kurarlar. Yanlış yapmazlar. Su, Üç atomun birleşimiyle hayat olur. DNA, Milyarlarca atomun doğru sıraya dizilmesiyle kimlik olur. Protein, Bir hücreye biçim veren yapıdır, ama milyonlarca atomun ahenkle birleşmesiyle var olur.
Sonra moleküller birleşir, hücreler doğar. Her hücre, içinde muhteşem bir fabrika gibi işler: Enerji üreten mitokondriler, Talimatları saklayan DNA, Protein üreten ribozomlar… Şuursuz moleküller, bir araya gelip şuurla iş yapmaya başlarlar!
Sonra milyarlarca hücre bir araya gelir…Ve bu minicik hayat zerrelerinden;
İnsanlar doğar, Hayvanlar var olur, Bitkiler baş verir… Her biri ayrı bir âlem, Her biri ayrı bir sanat eseri… İnsanın içinde milyarlarca hücre, ama her biri yerini bilir, haddini aşmaz.
Her hücre, bütün bir vücuda hizmet eder. Her biri kendi biriminin kanununa bağlı olduğu gibi, Aynı zamanda büyük bedenin umumi sistemine de uyar. Elin hücreleri gözün hücreleriyle uyum içindedir. Karaciğerin hücresi beynin emrine tabidir. Mide çalışırken kalp ona göre atar. Beyin düşünürken damarlar ona göre kan taşır. Ne kavga vardır ne kaos… Ne isyan vardır ne başıboşluk… Birbirini tanımayan şuursuz hücrelerin arasında muhteşem bir düzen, sarsılmaz bir ahenk, muazzam bir iş bölümü ve itaat vardır!
Sonra milyarlarca insan hayvan ve bitki türleri bir araya gelerek toplumları ve ekosistemleri oluşturur. Arılar kovanlar, karıncalar koloniler kurar. Kuşlar sürüler halinde uçar, insanlar şehirler inşa eder. Bitkiler ormanları oluşturur. Her biri hem kendi hayatını sürdürür hem de daha büyük bir sistemin parçası olur. Bitkiler oksijen üretir, hayvanlar oksijeni kullanır. Toprak bitkiye hayat verir, bitki hayvana, hayvan insana… Bir zincir gibi, hayatlar birbirine bağlıdır.
Daha sonra ekosistemler birleşir, yeryüzünü meydana getirir. Dağlar, denizler, ırmaklar… Atmosfer, bulutlar, yağmurlar… Hepsi birlikte mükemmel bir dengeyi sürdürür.
Bir yerde yağmur eksik yağsa kuraklık, fazla yağsa felaket olur. Ama her şey bir ölçüyle, dengeyle kusursuz bir şekilde çalışır. Ve işte o muhteşem gezegen dünya meydana gelir.
Dünya da yalnız değildir. Güneş sisteminin bir parçasıdır. Dünya, Güneş’in etrafında muntazam bir yörüngede döner. Ay, Dünya’nın çevresinde döner. Diğer gezegenler, Güneş’e bağlı düzenli hareket eder. Birinin hızı biraz değişse, bütün sistem çökerdi. Ama her gezegen tam bir nizam ve itaat içinde hareket eder.
Peki Güneş sistemi? Evet Güneş sistemi de yalnız değildir. Samanyolu galaksisinde milyarlarca yıldızla birlikte dönüyor. Galaksiler de belli kurallarla hareket ediyor. Başka galaksilerle uyumlu bir şekilde kâinatta süzülüyor.
Ve nihayet, bütün galaksiler bir araya gelir. Devasa galaksi kümeleriyle Kâinatı oluşturur. Ve bu muazzam yapı da şu sema denizinde, belirli bir düzen ve ölçü içinde hareket eder.
Şimdi düşünelim: Bu muazzam nizam içinde, eğer birden fazla güç sahibi olsaydı, eğer her sistemi başka bir ilah yönetiyor olsaydı ne olurdu? Atomlar başka bir ilaha bağlı, hücre başka bir ilaha bağlı olsaydı; Atomlar kendi başlarına dönerdi, hücreler birbirine savaş açardı. Ve şu düzen başlamadan biterdi. Haşa organizmalar başka bir kudretin eseri, dünya başka bir kudretin eseri olsaydı; bedende hastalıklar, dünyada kaoslar patlak verirdi.
Haşa güneş başka bir güç, galaksiler başka bir güç tarafından yönetilseydi; yörüngeler birbirine girerdi, gökler ve yer birbirine çarpardı! Çünkü: Bir komutanın emrinde yüz asker bile olsa intizam sağlanır. Fakat on komutanın emrinde bir asker bile idare edilemez kargaşa yaşanır. Ya kâinat gibi sonsuz varlıklar farklı iradelere tâbi olsaydı? Elbette düzen değil, anarşi olurdu! Nizam değil, kaos doğardı!
Ama görüyoruz ki: Ne atomlar başıboş ne hücreler çatışıyor ne dünya dengeden sapıyor ne galaksiler birbirine çarpıyor. Her şey alemde ki kanunlara ve nizama son derece bağlı, uyumlu, ölçülü ve hikmetli ve kusursuz bir uyumla çalışıyor. Bütün bunlar birdenbire mi olmuş? Kendi kendine mi dizilmiş? Rastgele mi bir araya gelmiş? Hayır! Yüz binlerce defa hayır! Her zerre, her sistem, her hareket: Tek bir İlahın varlığını ve birliğini bağırıyor!
Zira bir parçada hikmet varsa, bütünün sahibi birdir. Sistemde kavga yoksa, sultan birdir. Her emir aynı yerden geliyorsa, kumandan birdir. Bütün parmaklar bir kalemi tutuyorsa, el birdir. Bütün çarklar aynı saat için dönüyorsa, saatçi birdir. Aynen bunun gibi bütün hücreler bir bedeni inşa ediyorsa, bedeni veren birdir. Bütün dağlar aynı arzı tutuyorsa, yeryüzünü sabitleyen birdir. Her toprak parçası aynı yağmurla canlanıyorsa, yağmuru emreden birdir. Her yıldız aynı yörüngede dönüyorsa, semanın idare edicisi birdir.
Bir şehir düşünelim: Elektrik şirketi ayrı. Su idaresi ayrı. Yol yapım müdürlüğü ayrı. Çöp toplama şirketi ayrı. Ama hepsi: Şehre su getiriyor. Elektrik veriyor. Trafik düzenini sağlıyor. Temizliği yapıyor. Öyle bir uyum var ki: Ne çelişki var ne çatışma var ne de başıboşluk var. Eğer her biri kafasına göre çalışsaydı: Şehir yaşanmaz bir hâle gelirdi. Ama bir düzen, bir uyum var. Bu gösterir ki: Herkes tek bir makamdan emir alıyor. Aynen öyle de kâinatta da: Güneş, rüzgâr, dağlar, nehirler ayrı ayrı var. Ama hepsi aynı sistemde uyumla çalışıyor. Demek ki: Hepsinin bağlı olduğu tek bir İlah var hepsi aynı yerden emir alıyor ve vazifesini yapıyor. Tüm sistemleri kuran da yöneten de aynı yaratıcıdır.
Şu uçsuz bucaksız kâinata bak: Atomlardan galaksilere kadar, zerrelerden yıldızlara kadar,
bir nakkaşın fırçasından dökülen nakışlar gibi, bir sultanın fermanından süzülen emirler gibi,
ince ince işlenmiş, hassas hassas ölçülmüş ve muhteşem bir intizamla tanzim edilmiştir! Her biri şu hakikatleri söylüyor: “Biz başıboş değiliz! Biz sahipsiz değiliz! Biz Onun emriyle hareket ediyoruz! Bizim sahibimiz şu kâinatın sahibidir. Tek tir. Eğer ondan başka birisi, bu birbiri içindeki sistemlere parmak karıştırsa tüm kâinatı karıştırır.”
Öyleyse! Bu apaçık nizama rağmen, birliği güneş gibi parlayan o tek yaratıcıyı inkâr eden kimse için, iki seçenek kalıyor: Ya gözlerini kör etmeli ta ki bu düzeni görmesin, bu sanatı inkâr etsin, bu mucizeyi yok sayabilsin! Ya da aklını çıkarıp atmalı, ki düşünmesin, anlamasın, şahit olduğun hakikati reddedebilsin! Çünkü gören bir göz, düşünen bir akıl, bu mükemmel nizamın ardında sonsuz olan ve birliğinin mühürlerini her şeye vuran bir kudreti mutlaka bulur. Evet, bir sarayın taşlarında mimarının izini arayan, bir nakşın ince çizgilerinde nakkaşının sanatını arayan, bir kitabın kelimelerinde müellifinin ruhunu sezen insan! Eğer aklı sönmedi ve kalbi ölmediyse elbette şu âlem sarayının kubbesinde, şu süslü varlıkların nakışlarında ve şu kâinat kitabının satırlarında o tek olan ilahı bulacaktır.





