Hastalara Deva / Birinci Reçete

Ey kendini dertlerin içinde çaresiz gören hasta! Dert gibi görülen hastalıklar aslında dert değil bir dermandır. Hastalık nasıl bir dermandır neyin dermanıdır dediğini duyar gibiyiz. Kıymeti yüksek ama çabuk tükenen bir sermayen olsa yapacağın ilk şey elbette o sermaye tükenmeden onunla bir ticaret yapmak ve o sermayeyi meyvedar bir hale getirmektir. Yoksa o sermaye meyvesiz, neticesiz heba olup gidecek ve sahibini elemler ve kederler içinde bırakacaktır. Elindeki küçük bir sermayeyi büyütmek, elde kalıp harcanmasına razı olmamak ve onunla karlı bir ticaret yapmak aklı başında olan herkesin kabul ettiği bir hakikattir.

Aynen öyle de ömür de bir sermayedir. Kıymeti çok ama çabuk tükenen bir sermaye… Evet, ömür kısa, uzatmak lazım. Çabuk geçiyor, tutmak gerek. Meyvesiz gidiyor, meyvedar yapmak lazım.  İnsan bu kısa ömrü nasıl uzun hale getirebilir? Şu akıp giden ömrü nasıl tutabilir? Meyvesiz ve neticesiz şu ömrünü nasıl meyveli ve neticeli bir hale getirebilir?

Dermanımız derdimizin içindedir ki o dermanı bulduğumuzda dert sandığımız o musibet dert olmaktan çıkacaktır. Musibetlerin ve hastalıkların neticesi olan sevaplar ve uhrevi mükâfatlar kısa ömrü, o musibet vasıtasıyla uzun bir ömür hükmüne getirir. Geçen her dakika her saniye bu sermayemiz tükenirken hastalıklar sabretmek şartıyla her dakikayı bir saat ibadet hükmüne getirmekte şu kısa ömrü bir cihette uzatırken bir cihette tutup genişletmekte ve baki meyveler ve neticeler verdirmektedir. Sabrettiğimiz o hastalık, neticesi itibarıyla şükrettiğimiz bir nimet olmaktadır. Bediüzzaman hazretleri bu hakikati ifade ederken “Musibetin hastalık olan nev’i, musibet değil belki bir iltifat-ı Rabbanîdir, bir tathir yani günahlardan temizlenmedir.” buyurmaktadır.

Hastalığın en büyük meyvelerinden biri ise şudur. Hastalık sebebiyle insan afiyet ve sıhhat zamanında anlayamadığı bir şeyi anlar. Anlar ki; Şu kıymetli hayatım küçük bir mikrop ile elden gidiyor. Bir mikroba yenik düşecek kadar acizim. Bu kadar aciz olan ben sonsuz kudret sahibi olan Allah’tan gaflet ederek yaşadım. Şimdi anladım ki ömrüm boş yere gaflet ve rahat içinde geçmiş gitmiş. Bu hastalık bana dert gibi gözükse de hakikatte bir derman imiş ki gözümü açtırdı, aczimi, fakrımı, kusurumu bana hissettirdi. Evet, insanın aczini, fakrını, kusurunu hissetmesi kulluğun ilk adımıdır.

Artık kul kendi kusurunu, acizliğini ve fakirliğini görmüş;  Allah’ın sonsuz kudreti ve rahmetinin önünde hayret ve muhabbetle secde edecek bir hale gelmiştir. Kısacası hastalık onun için yol gösteren bir mürşid olmuş ve dert sandığı o musibetin içinde dermanını bulmuştur. Belki yıllar geçse belki onlarca kitap okusa ulaşamayacağı veya uzaktan uzağa hissettiği şeyleri şimdi tam içinde yaşamakta ve hissetmektedir.

Hastalığın insana kazandırdığı bu kâr öyle büyük bir kazançtır ki artık ömür sermayesini boş yere harcatmayacak kadar büyük, kalan ömür sermayesini bakiye çevirecek kadar değerli ve kısa ömrünü uzun bir hale getirecek kadar kıymetlidir. Hastalıkla geçen her dakikayı 1 saat ibadet hükmüne getiren ve ömrüne bir cihette ömür katan böyle bir nimet için şikâyet değil sabır içinde şükretmelidir.  Meyvesiz ve neticesiz giden bu ömür hastalık sebebiyle baki meyveler vermektedir.

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu konu ile ilgili şöyle buyurmuştur “Kıyamet günü, afiyet ehli kimseler, bela ehline sevapları verilince, dünyada iken derilerinin makaslarla kazınmış olmasını temenni edecekler.” Evet, acaba rabbimiz bela ve musibet sahiplerine nasıl bir mükâfat ve sevap verecektir ki dünyada sağlık ve afiyet içinde olanlar dünyada iken derilerinin makaslarla kazınmasını temenni edecektir.

Ey nefsim artık sana düşen başa gelene sabretmektir ki hem hastalığın eza ve cefasını çekip hem de onun sevabından mahrum kalmak gibi iki zarara birden düşmeyesin.

Unutma ki, “Asıl belâya uğrayan, derdini çektiği şeyin sevabından mahrum kalandır.”

Ey nefsim hastalığın yırttığı gaflet perdesinin ardında hakikati gör aczini, fakrını ve kusurunu hissederek Rabbine yönel ve şu ayete kulak ver;

Sizi mutlaka biraz korku ve açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsûllerden bir noksanlık ile imtihân edeceğiz. O hâlde sabredenleri müjdele! Onlar ki, kendilerine bir musîbet geldiği zaman: “Muhakkak ki biz, Allah’a âidiz ve muhakkak ki biz, ancak O’na dönücüleriz!” derler.

(Visited 46 times, 1 visits today)

İlgili Videolar

Bu video için yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.