El- Mukaddim – El- Muahhir
FREE DOWNLOAD (1)
Alternatif Linkler
Original Media Vimeo

El- Mukaddim – El- Muahhir

Turn Off Light
More
Report

Report


Video Metni:

Beğendiysen Paylaş

Birisi yarışı önde bitirdi… Bir diğeri yüksek bir makama geldi…Biri genç yaşta zengin oldu… Bir başkası övüldü, alkışlandı, öne alındı…Peki… Tüm bu “öne geçişlerde” Rabbimizin hangi ismi tecelli ediyor? Ve birileri geri kalırken, unutulmuş gibi olurken, sessizce beklerken…O gecikmenin arkasında hangi ilahî isim saklı?

Şimdi, öne alan ve geri bırakan, her şeyi yerli yerince takdir eden iki büyük ismi tanımaya başlayalım: El-Mukaddim ve El-Muahhir.

El-Mukaddim, dilediğini öne alan, öncelik ve üstünlük verendir. El-Muahhir ise, dilediğini geciktiren, geride bırakan ve erteleyendir.  Bu iki isim, Allah Teâlâ’nın zaman, mekân, makam ve kader üzerindeki mutlak tasarrufunu ifade eder.

O, dilediğini lütfuyla öne geçirir; şeref, rızık, hidayet, ilim gibi hususlarda öncelik verir. Dilediğini de hikmeti gereği geri bırakır, erteler veya geciktirir. Her şey, O’nun sonsuz ilmi, mutlak adaleti ve derin hikmetiyle tam vaktinde ve yerli yerinde gerçekleşir. El-Mukaddim ve el-Muahhir isimlerinin tecellileri, birçok alanda ve durumda kendini gösterir. Şimdi bu iki ismin kâinatta nasıl tecelli ettiğini örneklerle birlikte görmeye çalışalım:

Mahlukatın kimisinin önce yaratılması, kimisinin sonra yaratılmasında bu isimler tecelli eder. Allah Teâlâ, mahlûkatı gelişi güzel değil; kimin ne zaman, nerede, nasıl yaratılacağını sonsuz bir hikmet ve ilimle takdir etmiştir. El-Mukaddim ismiyle bazılarını öne almış; El-Muahhir ismiyle bazılarını geride tutmuştur. Hz. Âdem, ilk insan olarak El-Mukaddim ismine ayna olurken, Hz. Havva ve ondan sonra gelen tüm nesiller El-Muahhir ismine mazhar olmuştur. Cebrail, Mikail gibi melekler önce yaratılmış, böylece El-Mukaddim ismiyle öne alınmışlardır; onlardan sonra gelen insanlar ise El-Muahhir isminin bir tecellisidir. Arş, kalem ve levh-i mahfuz, yaratılışta önce gelerek El-Mukaddim; dünya ve içindekiler daha sonra yaratılarak El-Muahhir ismine mazhar olmuştur.

Ashab-ı kiram, ümmetin öncüleri olarak El-Mukaddim isminin bir yansıması; ahir zaman müminleri ise sonra gelenler olarak El-Muahhir ismine mazhar olmuşlardır.

İman ve hidayetin vaktinde de El-Mukaddim ve El-Muahhir isimleri apaçık tecelli eder. Allah Teâlâ, bazı kullarını daha çocuk yaşta imanla şereflendirir, onları genç yaşta hidayet nuruna kavuşturur. Hz. Ali’nin çocuk yaşta Müslüman olması, El-Mukaddim isminin bir cilvesidir. Buna karşılık Halid bin Velid’in uzun bir gecikmenin ardından “Allah’ın kılıcı” unvanıyla dine hizmet etmesi, El-Muahhir isminin bir tecellisidir.

Aslında “önce” dediğimiz her şey El-Mukaddim isminin, “sonra” dediğimiz her şey ise El-Muahhir isminin bir tecellisidir. Kimin önce yaratılacağı, kimin sonra geleceği, kimin öne çıkacağı, kimin geri kalacağı hepsi bu iki ismin takdiriyledir.

Rızık ve nimetlerin geliş vaktinde de El-Mukaddim ve El-Muahhir isimleri açıkça tecelli eder. Bazı kullarına Allah, genç yaşta bolluk, geniş rızık ve büyük imkânlar verir; hayatın başında onları zenginlik, makam veya kolaylıkla imtihan eder. Bu durumda El-Mukaddim ismi tecelli eder.  Erken yaşta iş kuran, servet kazanan, makam elde eden kimseler, bu ilahî öne almanın bir örneğidir. Bazı kullarına ise rızkı tedricen, yani yavaş yavaş ve zamanla verir. Kimi zaman az verir, kimi zaman geciktirir, sabırla terbiye eder. İşte bu da El-Muahhir isminin ince bir tecellisidir. Bir ömür boyunca çalıştığı hâlde geç rızka ulaşan, çabası hemen değil zamanla karşılık bulan kul, aslında gecikmiş değil, tam vaktinde verilmiş bir rızıkla imtihan edilmektedir.

Çünkü Allah her rızkı tam zamanında ulaştırır. Kimi öne alır, kimi bekletir; ama her ikisi de hikmetlidir. Rızkın erken gelişi de geç gelişi de sadece Allah’ın takdiriyledir. Ve her nasip, El-Mukaddim ve El-Muahhir isimlerinin gölgesinde şekillenir.

Dualara icabette de El-Mukaddim ve El-Muahhir isimleri tecelli eder. Bazı kulların duası hemen kabul edilir, muradı vakit geçmeden gerçekleşir. Bu durumda Allah’ın El-Mukaddim ismi tecelli eder. Mesela, bir hasta şifa ister ve kısa sürede iyileşir; bir dertli dua eder ve hemen ferahlık bulur. Bu, Allah’ın o isteği öne almasıdır.

Bazı dualar ise uzun zaman sonra kabul edilir ya da cevabı ahirete bırakılır. Bu da El-Muahhir isminin bir tecellisidir. Kimi zaman kul, yıllarca dua eder ama cevabı geç gelir; çünkü ya henüz hazır değildir veya sabırla bir imtihandadır. Kimi zaman da dualar ahirete saklanır, orada çok daha büyük bir mükâfatla karşılık bulur.

Demek ki dua edenin kalbi samimi olduktan sonra, cevabın hemen gelmesi de geç gelmesi de rahmettir. Hemen gelen duada El-Mukaddim, geciken ya da ötelenen duada ise El-Muahhir ismi parıldar. Kul için düşen, her iki halde de teslimiyetle beklemektir; çünkü dualar reddedilmez, Rabbimiz hikmetiyle bazen geciktirir, bazen de ebedî hayata havale eder.

Azap ve belâ vakitlerinde de El-Mukaddim ve El-Muahhir isimleri açıkça tecelli eder. Allah, bazı kullarına ya da kavimlere belâyı ve cezayı hemen gönderir, dünyada onları helâk eder veya sarsar. Bu durumda El-Mukaddim ismi tecelli eder. Örneğin: Âd, Semûd, Lut, Nuh ve Firavun kavimleri, inkârlarının karşılığını dünyada erken görmüş; azapları takdim edilmiştir.

Bazı kullara ise Allah dünyada mühlet verir, nimet içinde yaşatır ama cezalarını erteleyip ahirete bırakır. İşte burada da El-Muahhir ismi görünür. Zalimlerin dünyada refah içinde yaşaması, hakka karşı direnenlerin uzun süre ceza görmemesi bu gecikmenin bir tecellisidir. Ancak bu bir ihmal değil, ilahî bir mühlet ve imtihandır. Demek ki kimine ceza erkenden gelir, kimine geç; ama her ikisinde de yer ve zaman, Allah’ın hikmetiyle belirlenmiştir. Takdim de O’ndandır, tehir de. Hesap ne unutulur ne gecikir; sadece vaktine göre tecelli eder.

İnsanın yeryüzüne halife olarak gönderilmesi, Allah’ın El-Mukaddim isminin yüce bir tecellisidir. Varlıklar içinde ona akıl, irade ve sorumluluk verilmiş; diğer mahlûkat ise onun emrine musahhar kılınmıştır. Bu durum, insanın gaye, şeref ve görev bakımından öne alındığını gösterir. İnsanın hizmetine sunulan hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar ise bu bakımdan El-Muahhir isminin tecellisi altındadır. Onlar, yaratılışta insandan önce gelmiş olsalar da insana hizmet etmek üzere geride bırakılmış, ona tâbi kılınmıştır.

Yani şeref ve makamda insan öne geçirilmiş, diğer varlıklar ise onun emrine verilerek arkada tutulmuştur. Bu da gösteriyor ki, öne geçmek zamanla değil; hikmet, maksat ve görev ile ölçülür. Ve bu ölçüyü takdir eden yalnızca El-Mukaddim ve El-Muahhir olan Allah’tır.

Allah katında gerçekten öne geçen, en değerli olan, O’na en yakın olandır; yani mukarreb olanlardır. Allah Teâlâ, mahlûkat içinde önce melekleri, sonra peygamberleri, ardından velileri ve daha sonra ilmiyle amel eden âlimleri takdim etmiştir. Bu sıralama, Allah katındaki yakınlık ve şeref derecesine göredir ve El-Mukaddim isminin açık bir tecellisidir. Bunlara nispetle geride bırakılanlarda ise El-Muahhir ismi görünür. Aslında her geri bırakılan, kendisinden öncekine göre sonradır; her öne alınan da kendisinden sonrakine göre öndedir. Yani “önce” ve “sonra” dediğimiz her şey, bir kıyasa dayanır. Bu sebeple hem öne geçiren hem geride bırakan yalnızca Allah’tır. İster takdim (öne alma), ister tehir (geride bırakma) olsun, hepsi Allah’ın kudreti ve takdiriyle gerçekleşir.

Kim yükselmişse bu, kendi meziyetinden değil, Allah’ın onu yüceltmesindendir. Kim geride kalmışsa, bu da Allah’ın onu hikmetiyle geri bırakmasıyladır. Bu nedenle, Allah hem El-Mukaddim’dir: dilediğini yüceltip öne geçirir; hem de El-Muahhir’dir: dilediğini geride tutar ve derecesini azaltır. Kâfirlere karşı müminleri, müminlere karşı müttakileri, müttakilere karşı velileri, velilere karşı sahabeyi ve sahabeye karşı da peygamberleri öne geçiren hep Allah’ın El-Mukaddim ismidir. O, şeref, izzet ve makam bakımından dilediğini öne çıkarır. Bu bakışla, her üstünlükte Mukaddim isminin tecellisi, her geride kalışta ise Muahhir isminin hükmü görünür.

Bunun gibi ahirette de cennete girenleri öne alan, onları izzet ve ikramla ağırlayan yine O’dur. Böylece cennete girenler, El-Mukaddim isminin ahiretteki tecellisine ayna olurlar. Buna karşılık, geride bırakılanlar; yani hesaba çekilen, azaba uğrayan, cennetten mahrum kalanlar ise El-Muahhir isminin tecellisiyle geri kalmış, gecikmiş ve aşağıya düşmüşlerdir.

O hâlde yukarıda olanla aşağıda olan, önde bulunanla geride kalan, öne geçenle arkada kalan herkes ve her derece farkı, Allah’ın El-Mukaddim ve El-Muahhir isimlerinin tecellisiyledir. Kim yukarıdaysa, Allah onu çıkarmıştır; kim gerideyse, Allah onu hikmetiyle oraya koymuştur.

Bu cihette zengin olanla fakir olan, amir olanla memur olan yönetenle yönetilen, önde konuşanla arkada dinleyen, hür olanla mahkûm olan, erken gelenle sonradan yetişen başarılı olanla başarısız olan, birinci olanla sonuncu olan arasında görünen tüm farklar, aslında hepsi Allah’ın El-Mukaddim ve El-Muahhir isimlerinin tecellisi altındadır.

El-Mukaddim ve El-Muahhir isimlerine karşı insanın vazifesi; bu isimlerin tecellilerini hikmetle okumak, teslimiyetle kabul etmek, tevazu ile yaşamak ve sabır ve şükürle karşılamaktır.

İnsan, Allah’ın bu iki ismini tanıdığında şunu idrak eder: Hayatta “erken” ya da “geç”, “üstte” ya da “altta”, “öne geçmek” ya da “geride kalmak” sadece görünüştedir; hakikatte her şey, Allah’ın ezelî takdiriyle tam vaktinde, tam yerindedir. O hâlde kulun vazifesi; bulunduğu konuma razı olmak ama oraya kapanıp kalmamaktır. Şartlar ne olursa olsun, gönlünü şöyle bir duaya açmalıdır: “Ya Rabbi, hayırda beni öne geçir; şerde beni geri bırak. Lütfunla takdim et, hikmetinle tehir et; ama her halimi, senin razı olacağın hâle çevir.”

Kişi öne alınmışsa, bunu bir lütuf ve imtihan bilip kibirlenmeden şükretmelidir. Geride kalmışsa, isyana sapmadan sabırla beklemeli, gecikmenin ardındaki hikmeti görmeye çalışmalıdır. Evet şu imtihan sahnesinde kimi öne alınır ki, şükretmeyi öğrensin. Kimi geride bırakılır ki, sabır ve tevekkülle pişsin. Kimi nimete erken kavuşur ki, onunla sınansın. Kimi geciktirilir ki, sabırla imtihan olsun, dua etmeyi unutmasın.

Bir nimete erken kavuştuysa bilsin ki, bu maharetin değil, El-Mukaddim olan Rabbinin lütfudur. Bir murat geciktiyse, bu bir mahrumiyet değil; El-Muahhir olan Rabbinin sakladığı gizli bir rahmettir.  O hâlde kulun vazifesi; öne geçse de geride kalsa da her durumda Allah’a dayanmak, O’na güvenmek ve her hali O’nun rızasına uygun bir hale çevirmeye çalışmaktır.


Beğendiysen Paylaş

Yorumunuzu bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir