11-Tevhid Aklın Yoludur!
FREE DOWNLOAD (1)
Alternatif Linkler
Original Media Vimeo

11-Tevhid Aklın Yoludur!

Turn Off Light
More
Report

Report


Video Metni:

Beğendiysen Paylaş

Tevhid; aklın yoludur, kalbin huzurudur, ilmin hakikatidir. İnkâr ise; aklı dağıtan bir fırtına, mantığı boğan bir sis, iz ’anı bataklığa saplayan bir hezeyandır.

Tevhid yolunun kolaylık yolu, inkâr yolunun bataklık olduğunu, bir olanı inkâr edenin, nasıl binlerce imkansızlığı kabul etmek zorunda kaldığını anlamaya çalışacağız.

Vücudumuza bakalım! Vücudumuz, bin kubbeli bir saraya benziyor…Ama bu sarayın hiçbir kubbesinde direk yok. Her taş, baş başa verilmiş gibi havada duruyor. Ne bir çivi var ne bir kolon ne de bir tutucu el… Ama her şey yerli yerinde…Dahası var: Bu saray her an yıkılıyor ve yeniden yapılıyor! Her saniye binlerce hücremiz ölüyor, binlercesi doğuyor…Ama düzen bozulmuyor, intizam şaşmıyor! Tıpkı sürekli yıkılıp yeniden kurulan bir sarayın, her seferinde aynı mükemmellikte kalması gibi.

Bu saray öyle bir sanat eseri ki, ruh, kalp ve manevî duyguları bir yana, sadece bedenin göz, kulak, dil gibi azaları bile, zerre zerre harikalarla inşa edilmiş birer kudret mucizesidir.

Taşlarla örülen saraya bir usta arayan insan, hücrelerle dokunan şu vücut sarayını kime verecektir?

Bin kubbeli taş saray bir mimar isterken, her saniye yenilenen canlı saray kendiliğinden mi olacak?”

Her taşı yerine konmuş bir saray aklı hayrete düşürürken, her hücresi hikmetle işleyen beden nasıl inkara kurban edilebilir?”

Bir düşünelim: Eğer bu sarayı kuran bir usta inkâr edilirse o zaman neleri kabul etmek zorunda kalacağız?

O zaman her zerre; diğer milyarlarca zerreye komuta edecek, onlara emir verecek hâkim olacak. Hem onlardan emir alacak mahkûm olacak. Evet, bu zerreler bir araya gelmişler ve mesela kalbi yapmaya karar vermişlerdir. Bu karar bir hükümdür, bu kararı veren hâkim olur. Daha sonra da koydukları bu kanuna itaat ederek kendilerini mahkûm etmişlerdir. Zira hiçbir zerre meydana getirdiği organı terk edememektedir. Bu da bir mahkûmiyettir. Bir atom diğer atomları emrine itaat ettirip hâkim olmuş. Hem de başka atomların emri altına girerek mahkûm olmuştur. Halbuki bu imkansızdır. Zira hâkimiyet ve mahkûmiyetin bir şahısta toplanması mümkün değildir. Dünyada hem hâkim hem de mahkûm olan kimse gözükmemiştir. O hâlde Allah’ı inkâr edebilmek için, vücuttaki sayısız hücrelerde bu iki sıfatın bulundu­ğunu kabul etmek gerekir? İşte küfrün içinde böyle binlerce batıl fikir bulunur.
Ayrıca her zerre bu muazzam dengeyi korumak için ilahi sıfatlara yani sonsuz ilim, irade ve kudrete sahip olacaktır! Çünkü ilmin, iradenin ve kudretin tecellileri inkâr edilemeyecek derecede açıktır. Bu sıfatlar bir mevsuf ister. Eğer Allah’ı inkâr edilip bu iş kendi kendine oldu denilirse bu sonsuz ilim, irade ve kudret bu işin oluşmasına sebep olan bu zerrelere verilmek zorunda kalınacaktır. Yani bir zerreye ilahlık isnat edilecek kadar saçma bir şeyi kabul etmek gerekecek. Bu ise akıl ve mantık adına yüzlerce muhaldir! Demek Tevhid bir elden çıkan nizamı gösterirken; Şirk her işin arkasına bir ilah uydurmaya çalışmaktır.

Gündüz vakti parlak bir denize baktığımızda: Her damla, her kabarcık, her dalga,
güneşten bir parıltı yansıtır. Şimdi biri dese̱ ki: “Bu yansımalar güneşe ait değil dese işte o zaman: Bir tek güneşi inkâr eden, o denizdeki damlalar adedince güneşi kabul etmek zorunda kalır! Bu hem ahmakçadır hem akıl dışıdır hem de mümkün değildir!

Aynı şekilde: Kâinat kitabının her satırı, varlık sarayının her köşesi, canlı cansız her şey,
ilahi bir kudretin, sonsuz bir ilmin, mutlak bir iradenin parıltısıyla parlamaktadır.

Şimdi biri: “Bu ilim irade ve kudret Allah’tan değil, dese!” tıpkı o parıltıları güneşten bilmeyip her parlak şeyde hakiki bir güneşi kabul eden ahmak adam gibi: her bir zerrede bir ilahın varlığını kabul etmek zorunda kalacaktır. Yani bir Allah’ı inkâr etmeye bedel, sonsuz sayıda ilahı kabul etmekle baş başa kalacaktır.

Evet bir güneşi inkâr eden, her parlak şeyde ayrı bir güneş farz etmeye mecbur kaldığı gibi bir Allah’ı inkâr eden de her sebep, her zerre, her mahluk içinde ayrı ayrı birer ilah tasavvur etmek zorundadır. Bu ise, bir inkâr uğruna sayısız muhalleri, imkansızlıkları kabul etmek demektir!

Tevhid yolu kolaylık ve vahdet yoludur. İnkâr, aklın yürüyemediği saplanıp kaldığı bir bataklıktır! Bir olan Allah’ı kabul etmeyen o ilahın sıfatlarını her zerreye, her sebebe, her mahlûka dağıtmak zorunda kalır.

Demek bir sarayı görünce mimarı inkâr eden… her taşı kendi kendine usta yapar. Ustanın sıfatlarını o taşlara verir. Aynen öylede her bir insanın ve hayvanın vücudu muhteşem bir saraya gibidir. O sarayların yaratıcısı olan bir Allah’ı inkâr eden de onun sıfatlarını her bir zerreye paylaştırmak zorunda kalır. Evet tevhid yolu aklın yoludur ve hakikattir, şirk izahı imkânsız bir vehimdir ve safsatadır.

Demek Tevhid, bir güneşle binlerce yansımayı izah eder; Şirk, her yansımaya ayrı bir güneş yakıştırır.

Tevhid, kâinat kitabının tek bir elden yazıldığını gösterirken; Şirk, her harfi ayrı bir katiple izaha kalkışır.

Tevhid, kâinatı tek bir sanatkarın kurduğu bir saray gibi görür; Şirk, her taşı başka bir mimara vererek aklı boğar. Her şeyi karıştırır ama hiçbir şeyi açıklayamaz.

Öyleyse Tevhid; aklın nurudur, Şirk; aklın karanlığıdır.  Tevhid; varlığı anlamlandırır, Şirk; varlığı karmaşaya boğan bir hezeyandır.


Beğendiysen Paylaş

Yorumunuzu bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir